KESKİN BAKIŞLILAR
Öğr. Erdoğan MUTLUGÜN
Keskin görüş ve ya hâdiseleri ve şahısları isabetli yorumlama diyebileceğimiz feraset,vicdanı temiz insanlara has çok önemli bir haslettir..Buna, olaylara derinlemesine nüfuz etme ve ya eşyanın perde arkasını görebilme,isabetli karar verme kabiliyeti de denebilir.Lügat manası anlayışlılık,çabuk seziş olan ve bazen de “zihin uyanıklılığı”anlamında firaset şeklinde kullanılan bu önemli meziyet yahut kabiliyetin her insanda aynı ölçüde olması beklenmez.Ne var ki ehemmiyeti hâiz mühim yerlerde vazife alan ve bir bakıma vereceği kararlarla bir çok kişinin hayatında dönüm noktası sayılabilecek değişiklikleri ve yenilikleri yönlendirme konumundaki eşhasta bu özelliğin bulunması, tabir-i câizse vâcib yahut farz derecesinde elzemdir.
Eskilerden bir âbide nidâ gelir bir gece yarısı.Ses şöyle demektedir;
-Ey kulum!şu kadar yıl bana kulluk edip durmaktasın.Artık senin geçmiş ve gelecek tüm günahlarını affettim.Seni ibadetten de âzad eyledim.Bundan böyle sana gam tasa yok.Hiç dert etme seni cennetliklerden eyledim.Bundan böyle bana ibadet etme.Seni makbul kullarım zümresine dahil eyledim.
Bu sesi işiten âbid hiç tereddüt etmeden şöyle karşılık verir;
-Defol git başımdan mel’un şeytan!Beni ibadetimden alıkoyma.
Âbidi kandıramamanın üzüntüsünü yaşayan iblis bir taraftan da O’nun kendisini nasıl farkettiğini merak etmektedir.Daha fazla dayanamaz.Bunu âbide sorar;
-Peki yüce insan nasıl oldu da benim Rab olmadığımı,şeytan olduğumu anladın?
Âbid;
-Âlemlerin Rabb’ı tek bir yönden seslenmez. O mekândan münezzehtir.O her cihetten seslenir.Senin ise sesin bir taraftan geldi.Böylece senin kovulmuş düzah olduğunu anladım.
Evet her halde eskilerin ”alim olmadan abid olunmaz” sözünün hakikatı bu olsa gerektir.Ve ya ”Alim’in uykusu cahilin ibadetinden hayırlıdır” sözü de bizlere bir gerçeği bildirmektedir ki o da, aldanmaktan ve yanlış kararlar vermekten bizi alıkoyan feraset kabiliyetinin ne mühim bir haslet olduğudur.
Basiret de feraset gibi anlaşılmasına karşın, basirette somut verilerden hareketle doğruya ulaşma anlamı daha belirgindir. Feraset ise olaylar daha günyüzüne çıkmadan veya şahıslardan herhangi bir fiil ayan beyan görünmeden meseleyi kavramaktır. Bunun içindir ki Peygamber ”Müminin ferasetinden sakının. Zira o bakınca Hakk’ın nûruyla bakar.” Demek suretiyle bizleri ferasete daha doğrusu bizlerdeki ferasete nazarlarımızı celb etmektedir. Böylece herkese bir nevi mesuliyet yükleyerek adeta; ”Sizlerde şöyle bir özellik var. Öyleyse onu kullanın veya kullanabileceğiniz şekilde açığa çıkarın” demektedir. Bu da mana-yı münifiyle şu anlama gelmektedir; ”Bakışlarında ferasetten şuleler bulunmayanın müminliği de o kadardır,zayıftır.”
Hızır’ın, Musa Peygamber’le o bilinen sefine seyahatında, gemiyi delerek eskiymiş gibi göstermeye çalışması,Hz.Peygamber’in Gazve-i Uhud’da yedek kuvvet bulundurması (tepelere okçu yerleştirmesi), Halid bin Velid’in Mute Savaşı’nda askerleri değişmeli olarak yürütmesi, televizyonun ilk çıktığı dönemlerde Marshall Mc Luhan’ın,televizyonların Berlin Duvarı gibi aile fertleri arasında uçurumlar oluşturacağını haber vermesi, ferasete çok güzel birer örnektir.
Ferasetle ilgili eskilerden bazıları şu yorumları yapmıştır:
Ebu Saidi’l-Harrâz: “Feraset ziyâsıyla temâşâ eden, Hak nazarıyla bakmış sayılır”
Vâsıtî; “Feraset kalbte şimşek gibi çakıp, mukayyet bütün gayb âlemlerini aydınlatan ve insanoğlunu, topyekün varlığı, olduğu gibi görüp değerlendirme seviyesine yükselten ledünnî bir şuâdır” tesbitinde bulunur
Dârânî; “Feraset, nefsin derinliklerinin keşfi ve gaybın ayan, pinhânın da nihân olmasıdır” yorumuyla yaklaşır konuya.
Şah-ı Kirmânî; “İnsan, haramlara karşı gözünü kapar, şehevânî duygulardan elini-eteğini çeker; iç dünyasını murakabe ile, dış âlemini de sünnet-i seniyyenin ihyasıyla onarır ve her zaman helal dairesinde kalabilirse, böyle biri ferasetinde asla yanılmaz” hatırlatmasını yapar.
Ekseriyeti Hazreti Ali taraftarı olan Hemedan halkı ile Halife Mansur arasında bir anlaşma imzalanmıştı. Anlaşmaya göre, Hemedanlılar Halife'ye tabî olduklarını bildiriyorlar ve hiçbir meselede karşı gelmeyeceklerini söylüyorlardı.
“Anlaşmayı bozduğumuz takdirde canımız ve malımız helâl olsun. Bize harp ilân edebilirsin.” demişlerdi.
Aradan bir müddet zaman geçtikten sonra sözlerinde durmadılar. Birçok meselede halifeye isyan etmeye ve ayrıcalık çıkarmaya başladılar. Bunun üzerine Halife Mansur, zamanın ileri gelen adamlarından üç kişilik bir heyet toplayıp Hemedanlılar’a harp ilân edeceğini ve hepsini kılıçtan geçireceğini söyleyerek fikirlerini sordu. Halifenin huzurunda bulunan alimlerden ikisi ahdini bozana gereken cezanın verilmesi lâzım olduğunu, harbin meşruiyet kazandığını ve Halifenin harp ilân edebileceğini söylediler.
Bu iki alimin mütalaalarını dinleyen Halife o zamana kadar hiç konuşmayan İmam-ı Azam Hazretlerine:
-Sizin görüşünüz nedir ya İmam! Bu zamana kadar hiç konuşmadınız, yoksa siz bunların hilâfına bir şey mi söyleyeceksiniz? dedi.
Halifenin bu konuşmasından sonra söz alan İmam-ı Azam:
-Ey Emirel Mü'minin! Benim kanaatıma göre onlara harp ilân etmeniz meşru değildir. Her ne kadar anlaşmada onlar canlarını ve mallarını helâl kıldıklarını söylemişlerse de, bunu helâl etmek onların ellerinde olan bir şey değildir. Meselâ; nikâhsız bir kadının kendisini helâl ederek zina etmeye hakkı olur mu?
İmam'ın bu veciz misalini ve ikna edici konuşmasını dinleyen Halife: «Doğru söylüyorsun ya İmam!» diyerek Musul halkına, ilân-ı harp etmekten vazgeçti.
Vess Roberts’in ”Hun İmparatoru Attila’nın Liderlik Sırları” kitabında yer alan şu sözler doğru karar verebilmenin Attilacası’nın ipuçlarını vermektedir bizlere:
Akıllı bir komutan uyum sağlar, ödün vermez.
Asla hakem tayin etmeyin; bu üçüncü bir kişinin sizin kaderinizi belirlemesidir. Böyle bir seçim zayıfın yararına olur.
Baş olmayı istememelisiniz.
Başarılarınız,zaferleriniz ne kadar büyük olursa düşmanlarınız yolunuza o kadar büyük muhalefetle, acı ve cesaret kırıcı olaylarla çıkacaklardır. Bunları bekleyin. Ama tutsağı olmayın.
Başarılı olma ihtirasınız olmalıdır. Bu tutku kendinizi hazırlamanıza ve milletimizin mükemmel olmasına yardımcı olacaktır.
Bilmediğimiz durumlarda, öfkeyle ileri atılmaktan kaçınmalıyız.
Bir hükümdar ya da komutan tüm pazarlık ve anlaşmalarda diplomatik insiyatifi elinde tutmalıdır. Asla düşmanınızla teması koparmayın, daima atak olun. Bu onu daha düşük düzeyde tutacak ve siz üstün durumda olacaksınız.
Büyük komutanlar asla kendilerini fazla ciddiye almazlar.
Çabuk verilmiş kararlar her zaman iyi kararlar değildir. Aynı şekilde çok ağır verilen kararlar da en iyi kararlar olmayabilir.
Daha büyük bir sonuç pahasına, daha yakın ama daha az yararlı şeyler için pazarlığa oturmayın. Daha önemsiz konulara sapmak, hasmınızın kalbini yumuşatır.
Doğal davranmalı, mevkinizin size getirdiği sahte bir gurura kapılmamalısınız.
Düşmanınızın gelecekte size güvenmesini istiyorsanız, pazarlık sırasında verdiğiniz sözleri tutun.
En değerli amaçlara çok zor ulaşıldığını unutmayın. Zafer kolay kazanılıyorsa, kendi isteklerinizin değerli olup olmadığını sorgulamalısınız.
En değerli çabalarınızın arkadaşlarınız tarafından lanetleneceğini bilin. Siz mükemmel oldukça en çok acıyı çekecek onlardır. Eğer hareket ve istekleriniz onları tehdit etmiyorsa, önemsiz biri olma yolundasınız demektir.
En iyi komutanlar en uygun zamanda soru sorma yeteneğini geliştirenlerdir.
Geçmişi uygulamaktan asla vazgeçmemeliyiz. Tüm düşmanlara ve engellere karşı mükemmel olabilmek için bir kez daha ve sonsuza dek plan yapmalıyız.
Görevinizdeki başarınızın çok çalışma hevesine bağlı olduğunu unutmamalısınız. Alın teri, daima ilhamdan önce gelir.
Hizmet verdiğiniz ve liderlik ettiğiniz kişiler için kimseye fark ettirmeden ve teşekkür beklemeden kişisel özveride bulunmalısınız.
Kaçınılmazı kabullenirken cesur olun. Engel olunmayacak ya da çok yüksek bedele elde edilecek şeyleri kabul edin. Bunu kabullenmeyebilirsiniz, ama asıl göreviniz milletimizin çıkarını korumaktır.
Karmaşık sorunları çözerken mutlaka sağduyunuzu kullanmalısınız.
Karşınızdakini kesinlikle küçümsemeyin.
Komutan arkadan gelirse, asla lider olamaz.
Komutan olmak kolay olsaydı, herkes olurdu.
Komutanların güçlü yönlerini görmek için onların zayıf yanlarına anlayış göstermeliyiz.
Mevkiinden özveride bulunmak yetki vermek değildir.
Pazarlığa mümkün olduğunca küçük sorunlardan başlayın. Böylece, küçük işlerin halledilmesi sağlanacak, bu ayrıntıların boyutundan çıkıp anlaşmayı olanaksız hale getirmeleri önlenmiş olacaktır.
Pazarlığı asla şansa bırakmayın. Her görüşmeye düşmanların güçlü ve zayıf yanlarını bilerek girin.
Pazarlığı gizli yapın. Ancak ilkeler herkes tarafından, öğrenilebilir. Sonuca nasıl varıldığı ise bilinmemelidir.
Pazarlıklarda zaman sizin dostunuzdur. Öfkeyi yatıştırır ve daha mantıklı bir bakış açısı sağlar. O yüzden sakın acele etmeyin.
Sorunlar ve muhalefet karşısında bile ısrarlı olmalısınız.
Tüm Hunlar kör olsaydı, tek gözlü Hun hükümdar olurdu.
Unutmayın ilkelerde anlaşmak, uygulamada anlaşmak anlamına gelmez. Ama o anlık durumu kurtarır.
Ülkemizi yönlendirmek için, tüm komutanlarımız deneyim yoluyla yetenek haline gelecek suni tehlikelere sahip olmalıdır. Bunlar: Cesaret, arzu, duygusal güç, fiziksel güç, sevgi, kararlılık, tahmin, zamanlama, rekabetçilik, özgüven, sorumluluk, inanırlılık, ısrarcılık, güvenilirlik, koruyuculuktur.
Yazılı raporlar, ancak hükümdar tarafından okunursa bir işe yarar, bir amaca hizmet eder.
Yenilgiden ders alın. Aşamadığınız engeller karşısında liderlik gücünüzü artıramazsanız, hem siz, hem de astlarınız çaresiz kurbanlar olursunuz.
Yüksek Roma duvarlarının, atlarımızın nal sesleriyle yıkılmasını bekleyemeyiz.
Yüzeysel amaçlar, yüzeysel sonuçlar doğurur.
Zafer için elinizdeki en son kaynağı kullanmanızın gerekeceği günler için duygusal enerjinin bir kısmını saklayın. Geri çekilip, toparlanma döneminde asla tüm enerjinizi ve çabanızı harcamayın.
Zaferin temelinde, ne zaman ve nerede sorularının yanıtı yatar.
Zamanın çok iyi bilincinde olun. Uygun anda düşmanınız için çekici olan pazarlıklarla harekete geçin yoksa önerilerinizi reddeder.
Zor günlerde, ulus her zaman en acımasız komutanının önderlik etmesini ister.



Myspace
Facebook