Kadın, misyonu itibariyle “kutsal” denebilecek vasıftadır. Ona “Peygamberlik” makamı verilmemiştir ve hiç kadın peygamber yoktur ama, göklerden inen vahiyle insanları vahiyâttan çekip çıkaran insanların, bizzat kendilerine nüzul ettiği şirin varlıktır. Adeta âlem-i gaybtan veya melekûttan bu âlem-i şahadete büresa' taşıyan, bu sebepten de büresa'larla müzeyyen bir dilber ve bir dil-rübadır kadın...
Nebilerin indirdikleri “Kutsal Kitap” veya “Sahife”. Taife-i nisaiye denen kadınların indirdikleri ise, Yaratıcı'nın kendine muhatap seçtiği ve yeryüzünde ona “Halifelik Makamı” verdiği “Büresa'”. Bir insan için bundan daha büyük devlet-ü ikbal ve âli şeref tahayyül edilemez..
Nil'in haznesi ile suyu arasındaki ters orantı gibi kadın da o zaif, âciz, nahif ve kibar haliyle kâinatın küçük bir fihristesi konumundaki, kâinat ağacının en tatlı ve göz alıcı bir meyvesi olan insanlara hem hazinedâr hem de dâye olmaktadır.
Kadın yukarıda sayılan özellikleri itibariyle “Kevser”, “Zemzem” ve “Âb-ı Hayat” gibi kıymetlidir. Göklerden aldığını yerlere ulaştırması açısından da Tûba-ı Cennet gibidir. Kökü yukarıda dalları -tenezzülen- aşağıda, meyvesi hiç tükenmeyecek bir Cennet ağacıdır. Belki bu yönüyle o -Peygamberimizin işaret ettiği gibi- ayaklarının altında cennetler olan dilâviz bir canrüba âhudur. Böyle bir zibârûya ve aftabruya canlar fedâ edilir, yoluna baş koyulur ve bir kirpiğine cihanlar verilebilir..Ve verilen ne olursa olsun böyle bir şahideye ve içimi hoş enuşeye azdır.
Her kadının kendine mahsus ayrı değeri vardır. Ama mevzumuz itibariyle zaman içinde ünlenmiş ve o ün sebebiyle de kulaklarımıza adı ulaşmış bazı afitabları sayacak olursak aklımıza ilk gelenler şunlardır;
Âmine, Cuveyriyye Bint-i Haris, Hafsa, Hatice-i Kübra, Aişe-i Sıddıka, Fatıma Bint-i Esed,Meymune Bint-i Haris, Safiye Bint-i Hayy, Süde Bint-i Zem'a, Ümmi Habibe, Ümmi Seleme, Zeynep Bint-i Cahş, Zeynep Bint-i Huzeyme, Zeynep Bint-i Ali b.Ebi Talip, Emame Bint-i Ebi'l Âs, Fatıma, Habibe Bint-i Sehl, Rukıyye, Ümmü Gülsüm, Zeynep, Afra Hatun , Aişe bint-i Sa'd, Atıke Bint-i Zeyd, Cemile Bint-i Sabit, Esma Bint-i Amr, Ümmü Rumman, Ümmüvaraka, Zinnire, Ümmü Mübeşşir, Havle Bint-i Hâkim, Sümeyra Bint-i Kays, Sümeyye Bint-i Habbat, Hind Bint-i Utbe, Şifa Binti Abdullah, Leyla Bint-i Ebi Hasme, Aminei Remiliyye, Marchena'lı Şems, Rabiatul Adeviyye, Kordova'lı Fatma, Nene hatun, Kara Fatma, Tayyar Kadın (Rahime), Emire Ayşe, Aliye, Halide Edip, Amelia Earhart, Florance Nıghtingale, Margareth Teacher, Madame Curie, Jan D'arc, Rahibe Teresa, Cleopatra, Mata Hari, Hürrem Sultan, Rosa Parks, Harriet Beecher Stowe, Tereşkova, Benazir Butto, İndira Gandhi, Kraliçe Elizabeth, Kraliçe Victoria, Bayan Mao, Kösem Sultan, Eva Peron, jian Qing, Müfide Kadri, Belkıs Mustafa Melek, Celal Emine, Fuat Tugay, Güzin Duran, Nazlı Ecevit, Fahrünnisa Zeid, Aliye Berger, Sabiha Bozcalı, Hale Saf, Furumet Tektaş, Mihri Müşfik, Eren Eyüboğlu, Şükriye Dikmen, Süreyya Ağaoğlu, Filiz Dinçmen, Sabiha Gökçen, Josephine Baker, Lucia Aubrac, Jackqueline Auriol, Simone Bouvoir, Jane Campione, Colette, Sonia Delunay, Alice Guy, Ella Fitzgerold, Helena Rubinstein, Natalie Sarraute, Madeleine Vionnet, Virginia Woolf, Lesley Hornby, Düşes Dangolen, Hüma Sultan, Mümine Hatun, Zübeyde Hanım, Afife Jale, Semiha Berksoy, Remziye Hisar , Gül Esin Aydın, Emine Abdullah, Mübeccel Hüsamettin, Şerefnur, Vecihe Hanım, Sabiha Fırat , Mediha Bayar, Leyla Asım Turgut, Cavidan Elberger, Halet Çambel, Gül Çiray, Derya Açıkgöz, Hülya Şenyurt, Lale Orta, Hasibe Erkoç, Sabiha Bengütaş. Ve hepsinin başı; ”Havva Anamız”
Yerde bir çiçeği, hayvan görse alır ağzına atar. Çiğner ve yutar. İnsan olan insan ise onu göğsüne takar. Kadın da bir çiçektir. Hayvan meşrepliler, onu ezer, sindirir, sırtından geçinir. İnsan karakterliler ise başlarına taç, gönüllerine sultan yaparlar. Öyle olması için çalışırlar, eğitirler.
Şimdi de kadın üzerine söylenmiş bazı tanınmışların sözlerini dercedeceğiz. Sizi o sözlerle baş başa bırakıyorum:
Kadınlara ancak kerim olanlar ikram, kötü olanlar da ihanet eder. ( Hz.Muhammed)
Kadının hayırlısı, sevgi dolu, doğurgan olandır. (Hz.Ali)
Kişiye imandan sonra verilen şeylerin en hayırlısı saliha kadındır. (Hz.Ömer)
Kadını güzel yapan Allah, sevimli yapan şeytandır.(Victor Hugo)
Kadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele her zaman yepyenidir. (Tolstoy)
Kadınların gözleri keskin, zekaları uyanık, düşünceleri vesveseli olur. (Guy de Maupassant)
Kadınlar sade bal değil, zehir tesiri de yaparlar. (H.Edip Adıvar)
Bir kadının güzelliği, ancak sevmeye başladığı zaman meydana çıkar. (La Bruyere)
İyi bir kadın bir erkeği etkiler, zeki bir kadın onda ilgi uyandırır, güzel bir kadın büyüler, anlayışlı bir kadın ise ona sahip olur. (Helen Rowland)
Kadın kendi başına ne gül goncasıdır, ne de diken. Koklamasını bilirsen gül, tutmasını bilmezsen diken olur. (Refik Halid Karay)
Kadın, insanın gölgesi gibidir; kovalarsanız kaçar, kaçarsanız kovalar. (Chamfort)
Kadınlarda feci olan şey, ne onlarla ne de onlarsız yaşanabilmesidir. (Byron)
Kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar. (Alexandre Dumas Filles)
Bir kadın ya sever, ya da nefret eder; ortası yoktur. (Pubillus Syrus)
En mükemmel kadın, çocuklarına babalarının yokluğunda baba olabilecek kadındır.(Goethe)
Kadınlar kendilerini sevenler için değil, onlara hükmedenler için can verirler. (H.Edip Adıvar)
Bir uygarlığın seviyesini ölçmek isterseniz, derhal kadının hayat şartlarına bakın. (Stuart Mill)
Krallar gibi kadınlar da kendileri için yapılan her şeyin esasen bir borç teşkil ettiğine inanırlar. (Balzac)
Kadınla müziğin yaşı olmaz.(Oliver Goldsmith)
Güzel bir kadın gözü, iyi bir kadınsa gönlü okşar. (Napoleon)
Kadın herşeyi affeder fakat asla unutmaz. (Conficius)
Kadınlar, erkeklerden daha çok hikmet sahibidirler, daha az bilir, daha çok anlarlar. (J.Duhamel)
Kadın kocasının, delikanlılıkta sevgilisi, olgun çağda arkadaşı, ihtiyarlıkta da hasta bakıcısıdır. (Bacon)
İnsan gerçekten bir kadını severse, onun gözünde dünyadaki bütün öteki kadınlar kesin olarak manasını kaybeder. (Oscar Wilde)
Bir mü'min erkek bir mü'min kadına buğzetmesin! Çünkü onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir. (Hz.Muhammed)
Şimdi Atatürk'ün kadınlara dair söylediği bazı sözleri hatırlayalım:
“Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.”
“Dünyada hiçbir milletin kadını “Ben Anadolu Kadını'ndan fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu Kadını kadar emek verdim diyemez.”
“Ey kahraman Türk kadını, Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”
“Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.”
“Kadınlarımızın genel görev ve çalışmalarda paylarına düşen işlerden başka en önemli, en hayırlı, en faziletli bir ödevleri de iyi anne olmalarıdır.”
Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk 10 yılda Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlar, bir yandan kadının yurttaşlık hakları kazanmasını, diğer yandan Türk toplumunun yeniden yapılanmasını sağlamış, böylece büyük bir toplumsal değişim gerçekleştirilmiştir. Laik hukukun benimsenmesi ile kadınların eğitim, çalışma yaşamı, siyaset gibi kamu alanlarına açılması mümkün kılınmış ve eşitlikçi kamu politikaları ile devlet bu katılımı özendirmiş ve desteklemiştir.
Bu reformlardan Türk kadınını doğrudan etkileyenlerin başında 1924 yılında kabul edilen, eğitimi tek sistem altında toplayarak kadınlara erkeklerle eşit eğitim imkanları sağlayan Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1925 yılında kabul edilen Kıyafet Kanunu, kadınların yasal statüsünü bütünüyle değiştirerek gerek aile içinde gerekse birey olarak eşit haklar sağlayan 1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunudur. Bunların yanı sıra kadınların yasal statülerinin eşitlenmesinde diğer önemli aşama ise siyasi hakların kazanılmasıdır. Türk kadınlarına 1930’da yerel, 1934’de de genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı birçok batı ülkesinden önce tanınmıştır.
Türkiye tarafından 1985 yılında onaylanan Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi öncelikli olmak üzere, Avrupa Sosyal Şartı, Çocuk Hakları Sözleşmesi, ILO, OECD, AGİK gibi kuruluşların sözleşme, karar ve tavsiyelerinin Kahire Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Planının, 4. Dünya Kadın Konferansı Eylem Planı ve Pekin Deklarasyonunun iç hukukta uygulanması yönünde çalışmalar sürdürülmektedir.
Türkiye, 4. Dünya Kadın Konferansı gibi dünya kadınlarının statülerini yükseltmeyi amaçlayan bir uluslararası toplantıda Eylem Planını hiç çekince koymadan kabul etmiştir. Konferansta, ülkemiz 2000 yılına kadar anne ve çocuk ölümlerinin %50 azaltılması, zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkarılması, kadın okur-yazarlığının %100’e çıkarılması yönünde taahhütte bulunmuştur. 1997 yılında zorunlu eğitim 8 yıla çıkarılmış, anne ve çocuk ölümlerinde önemli düşüşler olmuş, düzenlenen okuma-yazma kursları ile kadın okur–yazarlığı oranı yükselmiştir.
Özellikle 1980’li yıllarda ivme kazanan kadın hareketi, kadınlar ile ilgili her soruna “kadın bakış açısıyla yaklaşma ilkesi”ni yerleştirme çabasını sürdürmektedir. Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesini onaylayan ülkemiz de, kadın politikaları geliştirmek amacıyla ulusal mekanizma olarak 1990 yılında kurulan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM), sorunların parlamentoya taşınmasında ve kadınlar lehine kararlar alınmasında etkili çalışmalar yürütmektedir.
II. Dünya Konferansının ardından 1 Mart 1980 tarihinde Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) üye ülkelerin imzasına açılmış, Türkiye’nin 1985 yılında onayladığı Sözleşme, 19 Ocak 1986 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
İmzalanan CEDAW Sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca; taraf devletler, her dört yılda bir dönemsel ülke raporlarını Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi (CEDAW) Komitesine sunmak zorundadırlar.
Türkiye bu zorunluluk kapsamında ilk raporunu 1990, İkinci ve Üçüncü Birleştirilmiş raporunu 1997 yılında, Birleştirilmiş Dördüncü ve Beşinci Dönemsel Ülke Raporu’nu 2005 yılında sunmuş ve savunmuştur. 6. Dönemsel Ülke Raporu’nun hazırlıklarını tamamlayan KSGM, söz konusu Raporu 2008 yılı içerisinde CEDAW Komitesi’ne sunmuştur.
AYAKLARI BAŞLARA TAÇ YAPILACAK BAZI KADINLAR
1) Nene Hatun:
1955 yılında yılın annesi seçilen, aslında “Asrın Anası” ünvanına lâyık Nene Hatun, 1857 yılında Erzurum'da doğdu.
1877 yılında henüz yirmi yaşlarında gencecik bir gelinken, küçük yaştaki oğlunu ve üç aylık kızını evde bırakarak, Erzurum'da Aziziye Tabyası'nın savunmasında cansiperane, kahramanca çalışarak ve çarpışarak adını tarihe altın harflerle kazımış, daha doğrusu işlemiş, ayakları başımıza taç olacak bir hanımefendi kadındır.
2) Kara Fatma:
Atatürk'ün “Kara Fatma, bütün kadınlar keşke senin gibi olsaydı.” sözlerine muhatap olan Fatma Seher Hanım, 1888 yılında Erzurumda doğdu.Binbaşı Derviş Bey'in eşi olan Kara Fatma lakaplı Fatma Seher Hanım, Edirne'de görev yapan eşiyle birlikte Balkan Harbi'nde yer almasının yanısıra, kardeşi ve oğluyla beraber kurduğu çete vasıtasıyla İzmit'i işgal eden düşmanlarla kahramanca savaşmıştır.İzmit, ayakları başımıza taç olacak bu hanımefendinin gayretiyle, 28 haziran 1921 tarihinde kurtarılmıştır.
Ayrıca Sakarya ve Başkomutanlık Muharebelerine de katılmış, üsteğmenlik rütbesine kadar terakki etmiştir.
3) Tayyar Kadın:
“Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?” sözleriyle tarihe geçen, çevikliğinden dolayı kendisine “tayyar” lakabı verilen Rahime Hanım, Osmaniye'nin Raziyeler Köyü'ndendi. 1920 Şubat'ında gönüllü milislerle Hasanbeyli Tüneli'nde Fransızlara saldırıp, onlardan seksen tüfek, iki makineli tüfek alan Tayyar Kadın, savaşta şehid olmuş iki kişiyi de sırtında taşımış ve ayakları başlara taç olmaya lâyık bir başka kadındır.
4) Emire Ayşe:
Yörük Ali Efe'nin yanında, Aydın'a giren Yunan askerleriyle kıyasıya savaşmış unutulmazlar safında yer almayı başarmış, kahraman bir kadındır. Silah alacak parası olmadığından, Çanakkale Savaşı'nda şehit düşmüş eşinden kalan yadigar elmas küpelerini satarak kendisine silah tedarik etmiş ve cam parçası hükmündeki dünya hayatının geçici süslerini, ülkenin ırzını, haysiyetini ve şerefini korumak için terketmiş ve bu sayede de ayakları başlarımıza taç olacak nâdide kadınlardan biridir.
5) Kılavuz Hatice:
Franszılarla bilindik o Adana maceramızda önemli bir görev üstlenmiş ve görevini hakkıyla ifa ederek tarihin silinmez sayfalarında kendine yer edinmiş bir kadındır. 1920 yılında Milli Kuvvetler Pozantı'da taaruzdayken, çok kritik bir anda bu kahraman kadın sahneye çıkmış ve Fransızlarla işbirliği yapıyormuş gibi görünerek onlara yanlış bir yol göstererek tuzağa düşürmüş ve hepsini Milli Kuvvetlere yakalatmıştır.İşte bu kahraman kadının da mübarek ayakları başlarımıza taçtır.
6)Halime Çavuş:
Kastamonu'lu bu kahraman kadın, Kurtuluş Savaşı müddetince hep erkek zannedildi.Zira erkek gibi giyinmiş,Saçlarını kazımış, erkek gibi traş olmuş ve erkek gibi savaşmış gözü pek kadınlarımızdan biridir. Savaş sonrasında Atatürk tarafından Ankara'ya çağrılıp kendisine orduda kalması teklif edilmiş fakat O, ailesinin yanına, köye dönmeyi tercih etmişti. Mustafa Kemal de O'na çeşitli hediyeler vermiş ve “Ana-babaya itaatli evlada saygı duyarım” sözleriyle taltif etmiştir.
KADINLARIMIZDAN BAZI İLKLER:
İlk
Adalet Müfettişi ve Adalet Başmüfettişi Nazmiye Kılıç
İlk alfabenin yazarı: Melahat Uğurkan
İlk avukat: Süreyya Ağaoğlu
İlk bakan: Prof. Dr. Türkan Akyol
İlk başbakan: Prof. Dr. Tansu Çiller
İlk belediye başkanı: Müfide İlhan
İlk büyükelçi: Filiz Dinçmen
İlk Danıştay Başkanı: Füruzan İkincioğulları
İlk Danıştay üyesi: Şükran Esmerer .
İlk diş hekimi: Ferdane Bozdoğan Erberk
ilk doktor: Safiye Ali
İlk dünya güzeli: Keriman Halis
İlk eczacı: Rukiye Kanat Arran
İlk emniyet müdürü: Feriha Sanerk
İlk hakim: Suat Berk
İlk hazine genel müdürü: Aysel Gönül Öymen
İlk hemşire: Esma Deniz
İlk hesap uzmanı: Müşerref Çallılar ve Güzide Amark
İlk heykeltıraş: Sabiha Bengütaş
İlk hukukçu: Beraat Zeki Üngör
İlk jet pilotu: Leman Altınçekiç
İlk karakol amiri: Nevlan Kulak
İlk kaymakam: Özlem Bozkurt
İlk kimyacı: Remziye Hisar
ilk makinist: Seher Aytaç
İlk milli eğitim müdürü: Güler Karakülah
İlk milli maç hakemi: Lale Orta
İlk muhtar: Gül Esin
İlk müzeci: Seniha Sami
İlk opera sanatçısı: Semiha Berksoy
İlk orman mühendisi: Binnaz Zehra Sert
İlk otomobil yarışçısı: Samiye Morkaya
İlk petrol mühendisi: Halide Ural Türktan
İlk pilot: Sabiha Gökçen
ilk polis memuru: Betül Diker
İlk profesör: Dr. Fazıla Şevket Giz
İlk radyo spikeri: Emel Gazimihal
İlk savcı: Tüzünkan Koçhisaroğlu
İlk sayıştay üyesi: Fehrunisa Etmen
İlk senatör ve elçi: Adile Ayda
İlk sendika başkanı: Dervişe Koç
ilk subay: Ülkü Sema Toksöz
İlk TBMM başvekili: Neriman Neftçi
İlk Türkiye güzeli: Feriha Tevfik
İlk TV spikeri: Nuran Devres
İlk vali: Lale Aytaman
İlk veteriner: Sabire Aydemir
İlk yargıtay üyesi: Melahat Ruacan
İlk yüksek mahkemesi başkanı: Firdevs Menteşe
ilk yüksek mimar: Münevver Gözeler
İlk yüksek mühendis: Sabiha Ecebilge
Kadın ile ilgili olarak şunları söylemeden de edemeyeceğim;
1.Kadın her şeyden ama her şeyden evvel bir anadır. Onun biricik misyonudur bu. Ve bu analık sadece kendi çocuklarının annesi olma değildir. Kadın kendi çocuklarının validesi olmasının yanında içinde bulunduğu toplumun, ülkenin de anasıdır. O bu vazifesini idrak ettiği oranda kendi yeteneklerini o doğrultuda işlettirir ve gide gide evrenin anası olma payesine ulaşır. Bizlere düşen, kadınlarımıza bu duyguyu daha çocuk yaşlarında iken hatırlatmak ve kazandırmak, sonra da onları bütün bir milleti, mübarek memelerinden kevser suyu içiriyormuş gibi, sonsuz şefkat hissiyle, içinde bulunduğu milletin evladını yetiştirmesini sağlatmak ve de efsunlu elleriyle nesillerin ruhlarını kemale erdirecek biçimde yoğurmasını temin etmektir.. Keşke her mahallede, her karyede, köyde, şehirde, bölgede, ülkede böyle örnek anaların çıkmasına ön ayak olabilsek ve gençlere birer model olarak sunsak.
2.İki türlü kadın vardır. Biri insanın âli duygularını açığa çıkarır ve insanoğlunu hayırlı yollara sevk eder. Diğeri ise İnsanın süfli duygularını depreştirir ve onu gayyalara doğru çeker. Bir elma yedirir on tokat atar gibi insana hem yük hem de şeytana yardımcı olur. Birinci kadından cennetlere varılır ve top yekün bir millet cennet hayatı yaşar. İkinci kadınla ise insan, cehennem provası yapar.
3.Erkek ve kadın ancak birbirini tamamlar. Birinin diğerine üstünlüğü olmadığı gibi her iki cinsin birbirine denkliği de söz konusu değildir. Belki bazı mevzularda eşittirler fakat kesinlikle denk değildirler. Bir cinsin bazı konulardaki yeteneği diğerinden ekmel olsa bile bu, ne üstünlük kazandırıcı ne de eşitlik sağlayıcı bir durumdur. Zaten böyle bir eşitliği iddia etmenin bile anlamsız olduğu, azıcık dikkat edilse anlaşılır. Değil erkekle kadının birbirine eşit olması, iki erkeğin veya iki kadının bile birbirine eşitliği zor bulunan bir durumdur. Yani ben şimdi Bruce Lee ile eşit miyim? Atatürk ile eşit kaç erkek vardır? Einstein ile hangı erkekler eşittir? Öte yandan Loreana MCKenit kadındır ve kaç kadın onunla eşittir. Nathalie Cardonne ile eşit olan kaç taifei nisaiyye vardır? Amma hukuk önünde ve yaşama hakkı, bu hakkı idame etmek için gerekli hak hukuklar konusunda ve herkesin hayatını yaşama ve canının, namusunun, ırzının korunması gibi hususlardaki eşitlik ise ayrıdır..
4.Bizim tarihimiz kahraman kadınlarımızla doludur. Ve bizim analarımız, asil bir nesilde bulunması gerekli tüm özellikleri bizlere kazandırmışlardır. Mübarek elleriyle adeta bir tarih yoğurmuşlar ve bu tarihle de başlarımızın taçları olmayı hak etmişlerdir. Ve ne tevafuktur ki bizim ülkemize, analarla dolu şu ülkemize, ANADOLU denmesi çok muvafık olmuştur.. Analarımızın bizim ülkeye, bizim ülkemizin de analarımıza ihtiyacı vardır.
Bir annenin ne ulvi hissiyata malik olduğunu anlatan bir hikaye ile yazımızı ballandırarak bitirelim:
Bir annenin evli bir oğlu, karısının sözüne uymuş annesini öldürmüş. Anneciğini öldürmekle kalmamış, biricik validesinin kalbini ve ciğerini de sökmüş ve karısına ulaştırmak için yola koyulmuş..
Yolda, aceleden ve heyecandan olacak, ayağı bir taşa çarpmış ve adam yere yuvarlanmış. Tabii anneciğinin bir torba içindeki yüreği ve ciğeri de yola saçılmış.
Katil oğul kendi acısıyla meşgul olurken, birden anasının yüreği ve ciğeri dayanamamış ve oğlunun bulunduğu yere kadar adeta sünmüş, uzamış ve çocuğunun üzerine adeta abanarak:
Kuzum! Canın acıdı mı ?
Demiş...
ANNECİĞİM
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!...
(N.F.KISAKÜREK)



Myspace
Facebook