1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Unutmama Kültürümüz

PDF Yazdır E-posta

Pazartesi, 05 Ekim 2009 21:33

Unutmama Kültürümüz

Erdoğan Mutlugün

Unutmama kültürümüz bizde “vefa” sözcüğüyle bayraklaşmıştır. Biz en küçük hatıraya bile değer verir, onu unutmayız. Bu, öteden beri, bizi biz yapan en mühim dinamiğimiz olagelmiştir.

 “Bir göz hatırına ne gözler sevilir.”Sözü, vefanın bizim bahçelerimizin gülü olduğunu gösterir.”Dostumun dostu dostumdur.”Sözü dosta olan vefayı,”Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözü öğretmene ve ilme olan vefayı,”Cennet anaların ayakları altındadır” sözü analara olan vefayı gösterir. Bizim kültürümüzde babanın vefatından sonra arkadaşlarıyla ülfet ve ünsiyet etmek, onlarla alakayı kesmemek vardır. Bu da babalara vefanın bir göstergesidir.

Eskiler bir çeşmeden su içmişlerse o çeşmeyi hiç unutmaz; hayatlarının belli bir dönemlerinde yolları o çeşmenin bulunduğu beldeye uğrarsa, aynı yerden bir avuç olsun su içmeden ayrılmazlarmış.

Mevlana’ya Şems’ten ayrıldıktan yıllar sonra biri kandırmak gayesiyle, ”Şems’in sana selamı var»demiş. Bunun üzerine o yüce insan sırtındaki değerli cüppeyi çıkarıp selamı getirene(!)vermiş. Adam bu soylu ve vefa belirtisi hareketten son derece mahcup biçimde “Ben yalan söyledim. Şems’i görmedim” demiş.Ve işte bundan sonra Mevlana’nın ağzından adeta bütün bir zamana ve tarihe” durun beni dinleyin dercesine şu lâl ü güher sözler akmış:”Biliyorum.Bana yalan söylediğini biliyorum.Ben cüppemi senin bu yalanına veriyorum.Eğer doğru söyleseydin sana canımı verirdim Bu,vefanın bizim açımızdan ne anlama geldiğini gösteren altın tablolardan sadece birisidir.

Vefadır ki Mecnun’a dağlarda gördüğü ceylanların gözlerini Leyla’ya benziyor diye öptürür.

Bir tasavvuf üstadının talebeleri, manevi mertebeler katede katede hocalarının ahiretteki elim ve vahim halini keşf etmiş ve yanından ayrılmışlar. Sadece biri kalmış. Hoca diğerlerinin neden ayrıldığını sorup öğrendiğinde peki sen neden kaldın?”diye bir soru yöneltmiş. Molla:”Efendim ben bu mertebeye sizin sayenizde erdim. Bu halde sizi yalnız bırakmam vefasızlık olur diyerek karşılık vermiş. Karşılık vermiş vermesine ama üstadın verdiği cevap ise adeta durun! vefanın ne olduğunu görün!! derecesi nedir:”Evlat ben onların gördüğü halimi kırk yıldır görüyorum.Fakat ne yapayım?Vefadan başka yol var mı ki o kapıyı ben de bırakayım?..”İşte bu pırlanta-misal tablo da öğrencinin hocasına,hocanın da ilimdeki temiz su kaynağına karşı vefanın güzel bir terennümüdür.

Vefadır ki, İstanbul’un fatihi, çağ açıp çağ kapayan yüce kumandan ve padişah Fatih Sultan Mehmet Han Cennet Mekan’a, hocasının atının ayağından sıçrayan çamurla kirlenen(daha doğrusu şeref madalyası haline gelen- kaftanını yıkatmaz ve bir hatıra olarak saklanmasını emrettirir.

Eskilerden bir eşkıya doksandokuz adam öldürmüş ve pişman olup bir papaza günah çıkartmaya gitmiş. Papaz:”Allah seni affetmez deyince O’nu da öldürmüş ve öldürdüğü adamların sayısını yüze tamamlamış. Oradan başka bir papaza gitmiş. Papaz kendisine:”Allah seni bağışlar ama falanca yerdeki iyi insanların yanında yaşamalısın.O insanlardan etkilenip sen de iyi olursun ve affedilirsin diye karşılık vermiş.Ve eşkıya o iyi beldeye varmak için yola koyulmuş.Derken ömrü vefa etmemiş ve adam yolda ölmüş.Azap melekleriyle Rahmet Melekleri adamı kimin alacağı konusunda anlaşamayınca Allah hakemlik yapması için bir başka Melek göndermiş ve Melek demiş ki:”Bu kişinin nereye yakın olduğunu ölçün.Eğer iyi beldeye yakınsa Rahmet Meleği,yok geldiği kötü şehre yakınsa Azap Meleği götürsün Bunun üzerine bakılmış ki; bir karış farkla adam iyi şehre daha yakın.Rahmet Meleği almış adamı.Affedilmiş.Bu da bize Yaratıcı’nın niyetlere karşı bir nevi vefasının tecellisidir ki bizlere vefanın ne kıymetli bir meta’ olduğunu çok bariz biçimde gösterir.

Vefadır ki bizim kültürümüze yumurtayı tamamen kırdırmaz, üstünden hafifçe çatlatarak adeta tavuğa vefa hissiyle yumurtayı tahrip etmeksizin, incitmeden soydurur. Ve yine vefa duygusudur ki insanımıza eskimiş urbalarını attırmadan önce bir parça kestirir ve hatıra olarak saklattırır. Vefadır ki bize müşteriyi “Velinimet” eder.Ve yine vefadır ki “Misafir atadan uludur “ sözünü Özbekler’e söylettirir.

Vefa duygusu bizim harsımızın en nadide incisidir. Böyle olmasaydı “bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı” olur muydu?

Vefadır ki Yavuz Sultan Selim’e, Şam seferinden dönüp Mısır üzerine yürürken, odasını temizleyen hizmetçisinin ölümünden dolayı seferi üç gün ertelettirir ve o üçgün üst üste hizmetçinin mezarını ziyaret ettirir. Vefa bizim Anadolu insanımıza misafiri çekinmeden, doyuncaya kadar yemek yesin diye bir kişilik yemeğini sofraya koydururken, hanımına gaz lambasını söndürttürür. Misafir karnını doyurana dek “Gazyağımız bitti karanlıkta yemek yiyeceğiz” dedirtir. Bizdeki vefa, Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslara esir düşen askere, kendisine bir tas sıcak çorba içiren Tatar köylüsüne vefadan dolayı, esaretten kurtulup ülkeye döndüğünde bir münakaşa sırasında kendisini zehirli hançerle sırtından vuran kişiyi, sırf Tatar diye affettirir ve hakkında şikayetten vazgeçirir.

Vefa Çanakkale’yi geçilmez kılar, vatan için canını vermişlerin kanını bayrak yapar ve üstüne ay-yıldız kaplatır.

Vefanın güzel meyveleri de vardır: O merhameti,sadakati,güveni,emniyeti ve cömertliği de sonuç olarak bize hediye eder.

Nesimi ne güzel söylemiş:

Bana hak’tan nida geldi;

Gel ey aşık ki mahremsin,

Bura mahrem makamıdır;

Seni ehl-i vefa gördüm

Demek vefa ile insan manevi makamlara yükselerek, insanlığın arşına ulaşmaktadır.Aynı zamanda bize, bir düşünceye gönül verildiğinde; bir ideâle bağlanıldığında; varıp biriyle dostluk kurulduğunda,diriğ etmeden o uğurda canımızı vermeyi, isterse servetimizin yağma olup gitmesine aldırış etmememizi salık vermektedir ki bu, vefanın hak katında da halk katında da çok değerli olduğunu hatırlatır. Vefa ve ahde vefa ile ilgili tanınmış ünlülerin de çok güzel tespitleri vardır;

 

En seçkin insanlar sözünün eri olan insanlardır. (Auguste Compte)

Vefasızın meclisinde bade içilmez (Ziya Paşa)

Verilen sözü tutmamak mertliğe yakışmaz (Bacon)

Bülbülden vefa ummayın,çünkü her dem başka bir gülün üstünde öter (Sadi)

 

Vefalı çıkarır dostluğun tadını, Vefasızlar alır dostunun âhını (Muhammet Mertek)
 

Vefa umarken ondan
Doldu gözüm hicrandan
Kaldım yaya dermandan.

 

Sözü vefasızları dost ve rehber edinenlerin söylediği veya ergeç söyleyeceği sözlerdendir.

Vefanın sosyal hayatımızdan yavaş yavaş kalkmaya başlaması, İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif’i üzer ve O’na şu mısraları söylettirir:

 

Vefa yok ahde hürmet hiç…emanet lafz-ı bimedlül;

Yalan rayiç,hiyanet,mültezem her yerde,hak meçhül!

Vefayı öldüren üç zehir tespit etmiş eskiler:

1.Kin

2.Nefret

3.Kıskançlık

Bu üç kötü ahlakın, vefa duygusunun ölümüne neden olduğu konusunda ittifak edilmiştir.

Vefanın olmadığı yerde emniyet, güven, samimiyet, empati de olmaz. Oysa bu sayılan duygular hem bir ailenin, hem de bir ülkenin ayakta sapasağlam durması için olmazsa olmaz prensiplerdir.

İyi hasletleri ve toplumdaki onurlu davranışları da kaybetmemek için ayrıca vefalı olmak gerekir. Daha başka bir deyişle; vefaya vefalı olmak, cemiyeti ayakta tutan prensiplere karşı vefalı olmak, onların korunması hususunda çok önemlidir.

Halife Ömer zamanında iki kardeş babalarının katilini tutup Halifeye getirirler. Şikâyetçi olduklarını ve katilin cezasının verilmesini talep ederler. Ömer zanlıyı dinledikten sonra idamına karar verilir. Son arzusu sorulduğunda efendim” der “babam kardeşime vermem için bir miktar altın bırakmıştı vefatından evvel. İzin verirseniz memleketime gidip emaneti sahibine vereyim der ve bunun için üç gün mühlet ister. Ömer “Yerine kefil bulmalısın deyince adam orada gözüne takılan ve kendisini hiç tanımadığı birini(Amr bin As. Bu zat Afrika’nın fatihidir.)göstererek “bu kişi kabul buyurursa kefilim olsun” der. Amr bin As da kabul eder.

Aradan üç gün geçmesine rağmen adam ortalarda görülmez. Bunun üzerine Amr bin As’ın idamı için sehpa hazırlanırken Halife’ye itirazlar yükselir. Halife ”Hayır der. Hak yerini bulacak. Babam da olsa ben adaletten vazgeçmem deyince, kalabalık kefile dönerek Neden hiç tanımadığın birine kefil olmayı kabul ettin?Bak şimdi idam olacaksın dediklerinde Afrika Fatihi Amr Bin As”Ben insanlar insanlık ölmüş demesinler diye bir katile kefil oldum diye karşılık verir.Bu tablo karsısında da davacılar davalarından vazgeçerler.Ömer de davacılara ”Niçin vazgeçtiniz?”diye sorunca şu ibret dolu sözleri işitir. Biz de merhamet duygusu ölmüş demesinler diye bu davadan vazgeçiyoruz derler.

Gelin sevgiyi sevip düşmanlığa düşman olalım. Kusurları görmede gece, iyilikleri görmede gündüz gibi olalım. Mevlana’nın söylediği gibi:”Akarsu gibi cömert, güneş gibi merhametli” olalım.”Ya olduğumuz gibi ya da göründüğümüz gibi olalım. Bizi biz yapan, insan olmamızın ayrıcalığını tattıran insani değerlere vefalı; hepsinden önemlisi “vefaya vefalı olalım. Bu, aramızdaki problemlerin ve dargınlıkların ortadan kalkması için kafi ve vafidir.