Tarihten günümüze Batı’da İslam imajı
Batı’nın İslam’a bakış açısını incelemek için aslında uzunca bir zaman dilimini kapsayan ve ilişkilerin başladığı tarihten itibaren Batı’da yazılmış kronikleri inceleyen bir araştırmaya ihtiyaç vardır. Bu konuda oldukça geniş bir literatür bulunmaktadır. Batı İslam hakkında 7. Yy. sonlarında yazmaya başlamış ve o tarihten itibaren yaklaşımı skolastik bir eksende devam etmiştir.
İlk yazanlardan biri İskoçya’da yaşamış Bede le Venerable adlı biridir. Özellikle Afrika’nın fethiyle birlikte, Hıristiyan dünyası Araplar nezdinde Müslümanları aşağılayan ve hakareti mübah sayan bir anlayışa bürünmüştür. Bununla birlikte, gittikçe artan fetihler Hıristiyanlarca ilahi bir ceza olarak kabul edilmiş ve özellikle apokaliptik bir dehşet yani kıyamet günü olarak telakki edilmişti. Tam bu sırada gelen Charles Martel’in beklenmedik zaferi, ilahi yardımın geldiğine dair inancı ciddi bir şekilde kuvvetlendirmiş ve Tanrı’nın kendilerini tamamen silmediği fikri etrafında toplanan Hıristiyanlar ve Müslümanların hakimiyeti altında yaşayan Hıristiyanlar İslam hakimiyetini kabul etmeyeceklerini ifade etmişler ve bunu bir zul saydıklarını bildirmişlerdi.
Ancak İslam’ın getirdiği huzur ortamı özellikle İspanya’ da geniş kitlelerin Müslümanlığı seçmesine neden oluyordu. Dolayısıyla Hıristiyan aleminde bir rahatsızlık meydana geliyordu. İslam medeniyetinin göz kamaştırıcı ve insanları cezbedici yanını gören Ruhani kesim bu gidişe dur demenin çaresini, bir dizi provokasyonlarla Hıristiyan-Müslüman çatışmasını körükleyerek bir tedhiş ortamı meydana getirmek suretiyle buldu. Rahip Euloge ve öğrencisi Alvaro Kordoba’da İslam’a karşı hakaret edenler hareketi başlattı. Rahiplerden müteşekkil bu hareket Peygamber Efendimiz’e hakaretler etmeyi ve üyelerini bilerek idama gönderiyordu. İlk etapta 14 kişi bu şekilde hakaretten öldürüldüler. Hıristiyan halkın gözü önünde gerçekleşen bu idamlar infial uyandırıyor ve kutuplaşmaya sebebiyet veriyordu. Bir çeşit intihar kabul edilen bu hareket 852’de toplanan konsülce reddedilmesine rağmen hakaret ve sonuçta ölümler devam etti. Euloge da bu kervana katılması sonrasında Hıristiyan aleminde “Kordoba şehitleri” diye tanımlanan tedhiş ve hakaret grubu sona ermiş oldu.
İntihar timinden sonra İslam’a karşı hakaretler yazı ve çizim sahasında devam etti. Alvaro karikatür yoluyla Efendimiz’e hakaret eden ilk Batılı olarak tarihe geçiyordu. Bunu Anastase Bibliothécaire (Kütüphaneci Anastaz)’ın saldırıları izledi. Özellikle çizim halk nezdinde çok etkili oluyordu. Okuma yazma oranın düşüklüğü rahipleri böyle bir yola itmişti. Kapı kapı dolaşmak suretiyle İslam Peygamberi’ni resimlerle kötüleyerek Kıyametin yaklaştığı anlatılıyor ve bu mücadelenin 870 yılında biteceği İsa’nın yeryüzüne inip bu duruma dur diyeceği vurgulanıyordu. Hıristiyan inancına göre ruhban sınıfının yanılmazlığı mutlaktı bu yüzden halk çaresizce bu manevralara inanıyordu. Yapılan propagandalarda halktan silahla karşılık vermemesi, Müslümanlara tepki olarak sadece İslam’ı kabul etmemesi isteniyordu. Gerekirse İslam’a hakaret etmesi ve bunun sonucunda ölümü göze alması karşılığında da İsa’nın kendisini cennette beklediği müjdesi veriliyordu. Bu inanç hızla tüm Hıristiyan aleminde yayılmaya başladı ve kısa sürede tüm Batı dünyasını kapladı.
Bu tarihlerde Avrupa’daki sosyo politik yapı tamamıyla politikayı elinde bulunduran rahipler marifetiyle şekillenmekteydi. Hıristiyan sayısının azalması daha az vergi ve insan kaynağı demekti. Bu da rahiplerin saltanatını sarsıcı bir gelişmeydi. İslam dininin hak, hukuk, eşitlik, özgürlük hususlarındaki tutumu bu duygulara aç Avrupa halkında hemen yankı buluyordu. Tüm otoritenin sahibi rahipler İslam ile savaşmayı bir gelecek meselesi gibi görüyorlardı. Bu konuda halkı manipüle etmek için her türlü yola yalan dahil başvurdular ve esasen Makiyeval’den 7 asır önce kazanmak için her yol mubah kavramını geliştirdiler. Kıyametin tarihini vermeleri halkı en çok etkileyen olaydı. Ciddi bir etki yapmıştı ve halk o tarih geldiğinde büyük bir heyecana kapılmıştı. 870 yılına gelindiğinde 610 yılından beri başlayan kıyamet devam etmekteydi. Abbasiler devrinde Muhtedi hilafetinde fetihler aralıksız sürmekteydi. Bu tarihten itibaren Hıristiyan Batı’da büyük bir şok yaşanmaktaydı ve ilk defa ruhban sınıfının inandırıcılığı halk tarafından sorgulanmaya başlamıştı. Çözüm olarak ruhban sınıfı, Papa’nın sözünün tanrının sözü olacağı dogmasından hareketle, kıyamet konusunda konuşulmasını yasaklayarak ortaya çıkan bu kaotik durumu engelledi.
Bu tarihten itibaren ruhban sınıfı İslam’ı kesin olarak yok edilmesi gereken düşman ilan etmiş ve varlığını tehdit eden bir düşman olarak görmeye başlamıştır. Sonuçta kıyametin kopmasına ve İsa’nın yeryüzüne inmesine engel teşkil eden tek sorun Müslümanların varlığıdır ve bu engel ortadan kalkmadıkça Hıristiyanlara huzur gelmeyecektir fikrini ileri sürerek yeni bir kıyamet günü senaryosu ortaya attılar. 870’deki gibi tüm halk biraz konsepti farklı olsa da yeni politik ve dini paradigmaya heyecanla sarıldı ve Haçlı seferlerine büyük bir coşkuyla katıldı. Her ne kadar ekonomik, siyasi ve şahsi prestij sağlama faktörleri etkili olsa da, din motivasyon aracı olarak kullanılmış adeta bu harçta çimento vazifesi görmüştür.
Günümüz Batı üzerine araştırma yapan aydınların her ne kesimden olursa olsun ortak kanısı Avrupa Ortaçağ zihniyetinin İslam üzerine olan inancı aynen devam etmektedir. Üstelik din adamlarının yanına politikacılar da eklenmiştir. Geldiğimiz noktada Avrupa’da İslam’ın imajına saldırma şöhrete ve güce ulaşmanın en kestirme yolu olmuştur. Stratejileri nettir bu güç odaklarının : Dün olduğu gibi provokasyonlarla Müslümanlar harekete geçirilerek taşkınlık yapılacak ve akabinde “biz size bunların böyle olduğunu söylemiştik” kabilinden bir karşı kamuoyu oluşturulacak. Böylece suni bir korku etrafında birleşen kamuoyu bu korkuya karşı ancak güç odaklarının idaresi altında güvende olabileceklerine inandırılacak bu sayede din argümanlı seküler politikacılar ve çıkarlarını onların yanında gören din adamları sosyal ve siyasal statülerini korumuş olacaklar.
Sonuç olarak Avrupa’da İslam imajı bin yılı aşkın gündemde olan bir sorundur ve kemikleşmiş bir durum arzetmektedir. Politik, sosyal, siyasal ve ekonomik çıkarların geleceği ve çatışması ile mündemiç olmuş bir durumdadır. Ancak herkesçe göz ardı edilen bir durum söz konusudur. İletişimin hızı ve yaygınlaşması sayesinde İslam imajı hakkında yalanlara dayanan politik ve dini argümanlarla insanların ne kadar meşgul edileceği veya yönetileceği sorusu ilerleyen günlerde ortaya çıkacak bir husustur. Devrimin ilk önce kendi çocuklarını yediği gibi İslam hakkında uydurulan bu yalanlar da sahiplerini yiyecek gibi görünüyor.



Myspace
Facebook