Irak Dünya gündemini meşgul etmeye devam ediyor. İşgalden bu yana şiddet hız kesmeden devam etmekte ve ölüm adeta Irakla aynı anlama gelmektedir.Göstermelik de olsa Amerikan askerlerinin şehir merkezlerinden çekilmesi, Irak’ı istikrara kavuşturamadı. Saddam'ı devirerek kendiyle uyum içinde çalışacak bir
hükümetle özellikle enerji anlaşmaları planlayan Amerika bu stratejisini gerçekleştirememiş görünüyor. Şahinlerin inadı şu ana kadar 200 bin Iraklının ve 5 binden fazla Amerikan askerinin ölümüne yol açtı.
Bu kayıp karşısında strateji başka bir eksene kaymış görünüyor. Irak fiilen üçe bölünecek, etnik ve mezhep çatışmaları körüklenerek, istikrarsız bir Irak meydana getirilecek ve sonuçta kavgadan bıkan Iraklılar Amerika’nın arabuluculuğuna can simidi olarak sarılacaklar bunun sonucunda da bir takım bağlayıcı ve hatta vesayet alıcı anlaşmalar imzalayacak.
Bu parçalanmadan en karlı kim çıkacak sorusunun cevaplanması şu an için güç gibi durmaktadır. Kuzey’de Kürtler karlı gibi görünse de uzun vadede en sıkıntılı grup olma ihtimalleri çok yüksek. Şiiler ise nüfus güçlerine güvenerek Amerika’nın çekilmesi sonucu meydanın tamamıyla kendilerine kalacağını düşünerek hareket etmekteler. Burada esas kilit nokta kendilerini arkadan hançerlenmiş hisseden Sünni Arapların tutumu olacak gibi görünmektedir. Önlerinde fazla seçenek yok aslında. Ya Şii üstünlüğünü kabul edecekler yönetimde belli bir pay sahibi olarak Irak’daki yeni duruma razı olacaklar ya da eski güçlerinin devamı için çatışmalara devam edecekler. Bunu zaman gösterecektir.
Kürtler için Amerika’nın çekilmesi sonun başlangıcı olabilir. Şii-Sünni ittifakı sağlanırsa şu anki özerklik statüsünün de yitirilmesi kaçınılmaz olacaktır. Buna bir de Arapların Kürtlerin kendilerini Amerika’ya sattığı fikrinden hareketle muhtemel bir intikam alma isteklerini de eklersek, Kürtlerin Saddam dönemine dönmeleri işten bile olmayacağı görünmektedir. Bu durumda Kürtlerin yine Türkiye’ye sığınmaları muhtemeldir. Nitekim Neçirvan Barzani’nin ve bir kısım üst düzey yöneticilerin Türkiye ile ilişkilerinin hayati önemde olduğunu açıklamaları bu ihtimal hesaplarının ürünü olarak görünmektedir. Hatta işi daha da ileri götürüp Kuzey’in Türkiye’ye bağlanmasını dahi gündeme getirenler bulunmaktadır.
Türkiye bu bölgenin asli unsuru ve bölgesel güç olmasına rağmen burada yalnız değildir. Dünya aktörlerinin hamlelerini hesap etmeli ve bu güçlü aktörlerle çatışmamalıdır. Irak’da bir grubun tarafı değil kendi öz güveninin vermiş olduğu sinerjiyle lokal dinamiklere dayalı politikalar gütmelidir. Herkes için adil olan çözümü sağlamalı ve çatışmaları engelleyici tavırlar takınması bölgede herkese huzur getirecek ve Türkiye’yi Irak başta olmak üzere tüm bölgede yaşayan halklar nezdinde itibarlı konuma getirecektir.



Myspace
Facebook